Fare İmleçleri ve link efekt kodları
br>
z-girerken_cik_mesaj



style type="text/css">body {background-image: url(http://images-045.cdn.piczo.com/p4/img/i93763160_73028_4.gif);} Backgrounds From FreeGlitters.Com Backgrounds From FreeGlitters.Com
En iyi blog
Bu blog
En iyi blog
Aday adayıdır
Super Kodlar
TV'de Bugün

acemi cadi - :::::.....Acemi Cadı.....::::: - Blogcu
:::::.....Acemi Cadı.....:::::

Tanım

siteme hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* Anasayfa

Kategoriler


Hazal Kaya (Pelin)

 

Bence Çok Güzel Bir Kız Sizce

 

Resimleri:


 

 

 

 

 


Tarih: 17:23, 24/7/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

 

BİLLUR MU?

 

 

MERVE Mİ?

 

DAHA FAZLA RESİM ALSIN


Tarih: 12:55, 5/7/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

ACEMİ CADI


 

YA ARKADAŞLAR HANİ

 

AYŞEGÜL-SELİM

 

İLİŞKİLERİNE ARA

 

VERMİŞTİLER YA BENCE

 

DİZİYE RENK GELMİŞTİ

 

AMA ÜZÜLÜYODUM AMA

 

ARTIK BARIŞTILAR.

 


Tarih: 00:09, 3/7/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

acemi cadımm

 

 

 














Tarih: 13:08, 2/7/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

acemi cadım

 
















 


Tarih: 13:02, 2/7/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

AYŞEGÜL SELİM


Tarih: 17:21, 26/6/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

Acemi Cadı 1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Tarih: 19:10, 25/6/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

şenay gürler

Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us

 

 


Tarih: 20:15, 18/6/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

CELAL KADRİ KINOĞLU

 

 
Işıklı yolda yürüyecek


"Tatlı Hayat"ın çılgın "İrfan"ı, "Ben Ruhi Bey Nasılım"ın harcanmış "otel katibi" ve "Benerci Kendini Niçin Öldürdü"nün yüreği inancına dar gelen "Nâzım"ı: Celal Kadri Kınoğlu!

NURTEN ŞEHNAZ

Oyunculuk serüveninde, "emin" ve "sağlam" adımlarla sürdürdüğü yürüyüşün temposunu her geçen gün arttırarak yoluna devam ediyor Celal Kadri Kınoğlu. İTÜ Makine Mühendisliği ve konservatuvar eğitiminin ardından ayağının tozuyla üç yıl Diyarbakır ve yedi yıl Bursa Devlet Tiyatrolarında görev yaptıktan sonra İstanbul’a tayin olan Celal Kadri Kınoğlu için hayatın sırrı tek kelimeyle "heyecan". Sanatçı "Ne olacak bu kadar heyecanın sonu?" sorusunu nevi şahsına münhasır "mahcubiyeti" ve "muzipliğiyle" şöyle cevaplıyor: "Bilmiyorum... Ama irtifa kaybetmedim henüz."

İstanbul’daki ilk ciddi sınavınız "Caligula" ile oldu. Oyundaki başarınızdan ötürü geçen yıl layık görüldüğünüz "Yeni Kuşak Başarı Ödülü"nü alırken sarfettiğiniz cümle, o gece salonda ılık rüzgârlar estirmişti...
"Bana 15 yılımı iade ettiğiniz için teşekkür ederim," demiştim. Aslında böyle bir ödülün bir oyuncuya 20 yaşlarında verileceğini düşünmüştüm. Ödülü jest olarak kabul ettim. Sözlerimde tenkit yoktu. John Lennon’un "Öndekiler de mücevherlerini şakırdatsın" gibi bir durum değildi bu. Ayrıca ben mutluluktan uçuyordum, orada meleklerin huzurundaydım. Evet bu ödülü 36 yaşımda almıştım. Olur mu? Olur. Çünkü biz 70, 80 yaşına kadar mutlu ve mesut oynamak isteyen heyecan dolu oyuncularız.

Ayağınızın tozuyla geldiğiniz İstanbul’da "Caligula" rolüne soyunmak bir risk değil miydi?
Hayır, bayılıyorum bu heyecana. Örneğin iki hafta çalıştığımız bir oyunun provaları sürerken bana desinler ki "Çok ani bir şey oldu, yarın akşam oynaman gerekiyor". Olağanüstü koşullarda meslek olarak sevdiğim şeyi aniden yapma zorunluluğu bu.

Bu sezon şansınız şiir okumaktan açıldı. Edip Cansever ve Nâzım Hikmet şiirlerini yorumlamak ne tür bir heyecandı?
İkisi de büyük şanstı. Edip Cansever’in "Ben Ruhi Bey Nasılım"ında yönetmen Cüneyt Çalışkur’un meselesi insanların sahnede şiir okumaları değil, şiir olmalarıydı. Bunu gerçekleştirdiğimize inanıyorum.

Mehmet Ulusoy’un meselesi neydi?
Paris’ten bir deli geldi; Mehmet Ulusoy. Beş aydır bir deli ile deli gibi çalışıyoruz. Ne büyük keyif. Nâzım Hikmet’in hayatının içine ruhumu boşattığımı hissediyorum. Onun zaaflarını, insani taraflarını, komedisini, korkularını, çelişkilerini, bocaladığı ve mucizesini konuşturduğu anları bulmaya çalıştık. Ve Mehmet Ulusoy buna çok yardımcı oldu. Nâzım’ın çocuk yanlarını da ortaya çıkararak "Benerci Kendini Niçin Öldürdü"nün içinde aradık.

Peki bütün bunların arasında "Tatlı Hayat"ın İrfan’ı... Benzer yanlarınız var mı?
Canlandırdığım her karakterin bana benzer tarafları vardır. Hepsi benim içimde ortaya çıkmış, çıkmamış, geride kalmış, üzerinde pek durmadığım özelliklerimdir. Ben bir başkasını oynayamam. Oyunculuk insanın içindeki gerçek duyguları oynadığı karakterin koşullarına boşaltmasıdır. Bir başkasının hayatını yaşamaktır kendi gerçek duygularınızla. Öbür türlü "rol kesmek" olur. İrfan da Caligula da Nazım da, otel katibi de benim. İnsanın içinde yaşadığı birkaç ihtimal var ama yaşamadığı ihtimaller milyonlarca... O milyonlarca ihtimali yaşamak için tiyatro yapıyoruz.

Tiyatroda yakaladığınız başarı ve televizyon dünyasının dayanılmaz pırıltısı... Yol günün birinde ikiye ayrılırsa ne yaparsınız?
Işıklı yolda, tiyatroda devam ederim. Benim delisi olduğum, taptığım yegâne güç tiyatrodur.
 

Celal Kadri Kınoğlu

Doğumu
16/12/1964 - Gaziantep

Filmleri
Acemi Cadı 2006
El Bebek Gül Bebek 2005
Aşk Oyunu 2005
Başbelası 2001
Tatlı Hayat
 




"Ben tiyatroyu sanat gibi sanat olduğu için oynuyorum…"

Celal Kadri KINOĞLU’nun konuşmacı olarak katıldığı “Türk Tiyatrosu ve Medya” konulu sohbet toplantısı, dernek merkezinde,gerçekleştirildi. Gaziantep’i çok yakından tanıyan ve tiyatronun duayenlerinden birisi olan KINOĞLU’na Gaziantep’i, Türk Tiyatrosunu ve medyanın bugün geldiği noktaları sorduk. Aldığımız cevaplar Gaziantep adına sevindiriciydi. Fakat Türk tiyatrosu ve medya için aynı şeyleri söylemek oldukça güç. İşte, Celal Kadri Kınoğlu’nun Gaziantep, Türk Tiyatrosu ve Medya için söyledikleri…

"Ben ilkokul, ortaokul ve liseyi Gaziantep’te okudum. İlkokulu Mehmetçik ilkokulunda, Ortaokulu Gazi Ortaokulu’nda, liseyi de Gaziantep Lisesi’nde okudum. 1981 İstanbul’a gittim ve İTÜ Makine Mühendisliği bölümünde eğitimime devam ettim. Daha sonra ikinci üniversiteye gittim, Konservatuar okudum ve tiyatroya geçtim. 1990’da ise Devlet Tiyatroları’na girdim, daha
sonra master yaptım ve 3 yıl Diyarbakır’da çalıştım. Bu arada annemleri
görmek için Antep’e gelip gidiyordum

Şu andaki Gaziantep ile o dönem ki Antep arasında müthiş bir fark var. Benim kafamdaki o Antep gitmiş, modern ve bambaşka bir kent ortaya çıkmış. Mesela Karagöz Dolmuş Durağı, o Cevizli’nin olduğu yer, Kavaklık ile Başkarakol bölgesinin olduğu yer ise aynen kalmış. Ben de zaten turneye geldiğim zaman sabah hemen fotoğraf makinemi alarak böyle her yerin resmini çektim. Gaziantep Lisesi’ne de girdim ve kendi sınıfıma çıkıp bir resim çektirdim, biraz duygulandım.

Türkiye’de tiyatro, tüm büyük sanatlar gibi, mesela klasik müzik gibi, caz gibi, bale gibi, opera gibi, tiyatro bence önemini kaybediyor. Yani biz çok büyük bir samimiyetle, hayır bunlar çok güzel, çok faydalı sanatlar desek de toplumun bunlara karşı ilgisi de azalmakta. Yani bugün kimse Bethowen dinlemiyor, Shekaspare okumuyor, kimse evinde plak veya CD’den yabancı müzik dinlemiyorsa biz gerçekten başkalarının hayalini zorla yaşıyor veya insanları zorla yaşatıyor gibi oluyoruz. Ulu önder Atatürk’ün kurmaya çalıştığı sanatlar gibi, her değer gibi bence bu bütün yüksek sanatlar önemini değil ama değerini kaybediyor. Yani kıymet bilinemiyor, çünkü onların kıymetini bilmek için, onları oluşturan şeyleri tanımış olmak gerekiyor. Bizim insanımız bu anlamda aktörlüğü, bu anlamda şiirin gücünü, bu anlamda operayı, baleyi, caz müziğini, klasik müziği dinlemiyor ve tanımıyor. Bu nedenle diğer sanatlara olduğu gibi, tiyatroya da olan ilgi her geçen gün azalıyor.


Tabii, televizyon bağımlılığının bunda çok büyük etkisi var. Türk insanının televizyon bağımlılığı, belki yaşadığımız hayatı iyici görünmez hale getiriyor. Yani kimsenin kimseyle konuşacağı bir şey olmadığı ortaya çıkıyor, her evde artık birkaç tane televizyon var.. Herkes artık bir narkoz olarak, bir çoğu beş para etmez televizyon dizileri ile TV programlarını, beğenerek izliyor. Haber olarak sunulan şey, daha sonra magazin, olarak, yorum olarak…sunulabiliyor. Sonuçta; çok reklam alan her şey gibi o şeyler de son derece seviyesiz şekilde halkın önüne sunuluyor. Ama maalesef halkımız da TV’lerin karşısına geçip bunları, yok şarkı yarışmasıymış, yok güzellik yarışmasıymış, bunlara inanılmaz ilgi gösteriyor.

Şimdi ortada cahil ve arsız bir çocuk var. Eğitimsiz, bir an önce sahip olmak isteyen, ondan bıkan, başka şeye sahip olmak isteyen ve kurduğu o ilişkiyi ancak ona etiket olarak tatminkarlık veren, plakasını adına göre alan, fiyata ve fors gibi.. Biz buradayken bir moda vardı, bunu Diyarbakır’da da gördük.. Birisinin plakası 34 ise o kendini çok iyi hissediyordu, plakası 21 veya 27 olan ise kendini çok kötü hissediyordu, öbürü İstanbul’u görmüş gibi.. işte bitmek tükenmeyen bilmeyen bu aşağılık kompleksinin yarattığı her tür yarışın altında son derece traji komik olaylar yaşanıyor. Şimdi ben hayatımda gördüğüm en parlak insan grubuyla bir aradayım. Ve bu Gaziantep’in benim de anlayamadığım bir özelliğiydi. Yani konusu ne olursa olsun buradaki insanlar parlak ve ışıltılıydı. Yetenekli ve çalışkandı. Yani İstanbul’daki yahudiler gibi.. Her halde bu parıltıların çoğu ticarete kaymıştır.

Benim yıllarımda moda olan şey doktorluktu.. Yani yüzde 80’i doktor oldu arkadaşlarımın. Benim babam da doktordu. Hatta babam beni ameliyatlara götürürdü, falan… ben istemedim doktor olmayı. Ben, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine mühendisliğini tercih ettim. İşte bizdeki olgunlaşmada geç oluyor. Bugün 17-18 yaşında olan şey bugün 40’larda falan geliyormuş yani.. Kendini bilme yaşı.. Bildiğinde de kendini kayıp bir gençlik olarak, kararlı olarak ele geçiriyor zaten. Şunlar, şunlar olacaktı olmadı ama, en nihayetinde son okuyacağı o şeye son anda karar verdi. Tırnak içerisinde söylüyorum “özgürlüğüne sahipse”.. Sanki beyninin içerisinde bitmeyen bir yeşil çam filmi dönüyor. Ahlak olarak iyi adam ve kötü adam olarak, hayatının kayması olarak, ona tuzak kurulacağı biçiminde dünya ile yabancı düşmanlığı üzerine ilişki kuruyor. Türkiye’de siyasetteki temas da aşağı yukarı böyle.. İşte; yok Yunanlılar, yok Rumlar, yok Kürtler, şunlar bunlar.. Yani düşman icat etmek ihtiyacı.. Yani gündem oluşturmak, yani televizyondaki haberleri izlerken, size haber aktarma değil, olay aktarma derdindeler.. Bir aktör ve oyuncu olarak bunu çok iyi anlıyorum.. Yani bir haberde o adam, çok büyük bir saldırı olabilir derken, ‘keşke bu haber daha büyük ve dramatik olsa” der gibiye getiriyor. Kaç kişi öldü belli değil, belki de 170’ler, haber alamadık, belki de 300’ler derken orada garip bir hazı paylaşıyor sunucu.. Yani olağanüstü bir şeyi yaşama arzusu..

Şimdi taşranın en büyük sıkıntısını giderecek tek çare herhalde televizyon oluyor. Mesela uçaktan indik, otele gelene kadar bir çok semt gördüm. Gaziantep’e girerken kötü semtler, beton yığınları… Ama onları arasında görkemli kahvehaneler. O kahvehanelerin içerisinde insanlar kafalarını kaldırmış TV izliyorlar. Çok acıklı bir durum.. Birbirleriyle konuşacakları şeyler de sanki bitmiş.. Zaten kendi hayatları bitmiş insanların.. Yani 30’larda, 40’larda biten hayatlarını, çocuklarından dolayı halka dönüştürmeye çalışan bir toplum.. İşte ben bale yapamadım, tenis oynayamadım, opera görmedim, çocuğum da göremeyecek.. İşte bunlar çok acılı şeylerin karikatürleri.. Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebilirim, burada bir tiyatro kursu olabilir, bale kursu olabilir, bir okul olabilir.. Fakat bazı şeylerin amatörü olmaz.. Amatör cerrahi olmaz.. O çocuklar orada bale yaparmış gibi dururlar.. Zaten bu mış gibi sorular ulusal sorunlarımızdan biri. Yani gerçek olarak onu yapmanız için ona hayatınızı vermeniz gerekiyor..Ev kadını örneğin evine hayatını verir.. Yemeği de hayatını verebildiği için veya reçeli de hayatını verebildiği için yapmaktadır. Mış gibi yaparsa zaten onu tutturamaz.. Mış gibiyle bale falan hiç yapılmaz.. Tiyatro da yapılmaz, amatör cerrahi de yapılmaz, hasta ölür. İşi bilen bir aile belki çocuğuna geniş bir yelpaze açacak, onu sanata yönlendirecektir.
Ama yapacağı sanat o çocuğa uygun değilse çok acı bir olay ortaya çıkacaktır. Konservatuarlar, ağlayan ortopedik özürlü çocuklarla dolu.

Ben annelere de şunu söylüyorum.. Çocuklarını konservatuara getiriyorlar, televizyonlara getiriyorlar, yavrum şöhret olsun diye.. Yani bu çok büyük bir acıdır, gerçekten büyük acıdır. Bazen çekim yaptığımız yerde 2 aylık bebek istiyoruz, bakıyoruz ki ajanslar bebeklerle dolu.. Bazen biz o çekimleri sabaha karşı 03.00’de yapıyoruz. Ve o anne ve baba elindeki bebeğiyle, bilmem hangi filmde çocuğum görüldü diye hava basacak ya, o talihsiz yavruyu saatlerce kucağında taşıyor… Ve bu benim hayretle izlediğim ve çok öfkelendiğim bir şey.. Bu çağdaş toplum olma özelliğimizi zorluyor.. Yani, yeni icat bence meslek olarak bu. Meşhur olma mesleğini yaşamak istiyor..Ahlaki etik olarak bu olay çok yanlış.. Yani bir emek harcamadan bir şeye sahip olma fikri esasen benim bildiğim kadarıyla Özal’dan sonra popüler olmuş bir fikir.. Televizyonların neden olduğu özentiler, özel radyolar bu meşhur olmayı çok kışkırttılar.. Türkçe’nin bozulması bile özel radyolarla başlayan bir süreç.. O dağıtımdan özel televizyonlar çok çok güzel yararlandılar, toplumun bozulmasına neden oldular. Zaten onların kuruluşlarındaki amaç da budur.. ama bu özel televizyonların içerisinde CNN Türk ve NTV gibi kültür sanata ağırlık veren kanalların sayısı üçü bulmaz.

Ben tiyatroyu sanat gibi sanat olduğu için oynuyorum.. Ve bütün yeteneklerini ortaya koyarak icra etmeye çalışıyorum. Ama oyunun konusu vatanseverlik olabilir, Fransız ihtilali olabilir, kadın harekatı olabilir ama, o konu değil. O konunun ne derece sanatsal olarak iyi yazıldığıdır. Türk tiyatrosunun da sorunu bu.. Türk tiyatrosunun en önemli sorunu iyi yazar çıkartamaması.. Yıllardır bunu konuşuyoruz ve iyi yazarımız yok. Başkalarının hayatını yaşamaya çalışan bir ulusun gözyaşlarını görüyorum yani.. O anlamda Türkiye’nin çarpık batılılaşmasının getirdiği, onlarda var biz de niye yok mesajı.. Orada çok güzel araba var, ama sen onu yapamazsın yani. Biz sanatı yapamıyoruz, yazarımız yazamıyor, çünkü gerçek karakterler tanımıyor.. Gerçek karakterler olmayınca gerçek drama da ortaya çıkmıyor, oyun da olmuyor. Gerçek insan lazım.."
 
 
 
 
 
 

 

Tarih: 11:25, 18/6/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

HALUK LEVENT KARATAŞ

 

 

 



 
 

Tarih: 11:22, 18/6/2007 Kategori: acemi cadi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->



<div><a href="http://minorcrisis.net/files/Baris%20Akarsu%20-%20Islak%20Islak.mp3">Baris Akarsu - Islak Islak.mp3</a></div>
mp3 hosted by minorcrisis.net
<div><a href="http://minorcrisis.net/files/Bar%C4%B1%C5%9F%20Akarsu%20-%20G%C3%B6zlerin.mp3">Barış Akarsu - Gözlerin.mp3</a></div>
Hosted by minorcrisis.net
Fare İmleçleri kodları